Yeni Faces of Death filmi, 70’lerin kült klasiğini modern bir bakış açısıyla yorumlayarak dikkat çekiyor. Gerçeklik ile kurgu arasındaki ince çizgiyi sorgulayan yapım, özellikle dijital çağın getirdiği yeni voyeurizm anlayışına odaklanıyor. Korku sinemasının izleyicide gerçeklik hissi yaratma arayışının kökenlerine iniyor.
1970’li yıllar, korku filmlerinin giderek daha aşırı hale geldiği bir dönemdi. Sadece kan ve vahşet değil, aynı zamanda izlenenin ‘gerçek’ olduğu hissi de artıyordu. Seyirci, basit korku filmi şiddeti yerine, dehşet verici gerçek şiddeti arzuluyordu. Hitchcock’un 1960 yapımı ‘Sapık’ filmi, bu dönemin ilk slasher notalarını çalsa da, gerçeklik korkusu devrimini asıl tetikleyen olay Manson cinayetleriydi. Kültürde yarattığı şok dalgası, psikotik bir kabusa dönüştü. 70’lerin slasher filmleri, Manson gizemini kanalize etti. Özellikle ‘Teksas Testere Katliamı’, kendini gerçek bir hikaye olarak sundu. Belgeselvari bir sertlikle katliam sahneleri sergiledi. Korku sinemasının bu evrimi, türün sınırlarını zorladı.
Faces of Death Filmi: Gerçeklik Arayışının Derinlikleri
Bir süre sonra, bu durum seyircide bir bağımlılık yarattı. ‘Teksas Testere Katliamı’ ve ‘Soldaki Son Ev’ gibi filmlerle beslenen korku tutkunları, daha yüksek bir doz arıyordu. Daha kanlı, daha gerçekçi bir dehşet istiyorlardı. Öyle ki, bazıları için en uç korku filmlerinin bile sahnelediği suçları bizzat filmde görmek bir arzu haline geldi. 1978 yılında, ‘Faces of Death’ adlı mondo korku filmi bu iştahı doyurmak için ortaya çıktı. Film, kendini bir belgesel olarak sundu. Hatta belgesel niteliğinde görüntüler de içeriyordu. İnsanların ve hayvanların işkence görüp öldürüldüğü gerçek sahneleri izlediğiniz izlenimini verdi. Ancak gerçek neydi?
‘Faces of Death’ neredeyse tamamen sahteydi. Gösterilen ‘gerçek’ cinayetler, pis bir belgesel havasında sunulmuş, sahnelenmiş film cinayetleriydi. Ama film bir damara dokundu. Uluslararası alanda 35 milyon dolar hasılat elde etti. Bu, 1978 yılı için oldukça etkileyici bir rakamdı. VHS döneminin önemli bir kült eseri haline geldi. Bir bakıma, zamanının ötesindeydi. Günümüzde internetin beslediği, yasak olanı kendi gözleriyle görme açlığını önceden haber verdi.

Korku Sinemasının Evrimi ve Dijital Çağın Gölgesi
Yeni ‘Faces of Death’ filmi, bazen doğrudan 70’lerin grindhouse sinemasından fırlamış gibi hissettiriyor. Ancak bu bir yeniden yapım veya başka bir sahte belgesel değil. Daniel Goldhaber’ın yönettiği ve ortak yazdığı (How to Blow Up a Pipeline) bu film, zekice hazırlanmış retro bir slasher. Orijinal ‘Faces of Death’ üzerine yapılmış bir B-film meditasyonu sunuyor. Filmde, deli bir katil, önceki filmdeki cinayet ve infazları yeniden sahneliyor. Üstelik bunları internette paylaşıyor. Katil, cinayetleri nihai bir tıklama tuzağına dönüştürerek meta bir medya bilinciyle hareket ediyor. İzleyiciye adeta “İtiraf edin! Bunu istiyorsunuz” diyor. Günümüzde insanların internette ne tür şeyler aradığını düşündüğünüzde, haksız olduğunu söylemek zor.

Filmin kahramanı Margot (Barbie Ferreira), utangaç bir Z kuşağı üyesi. ‘Kino’ adlı bir web sitesinde içerik moderatörü olarak çalışıyor. Bu site, diğer şeylerin yanı sıra, yasa dışı videoların viral bir alışveriş merkezidir. Margot’nun işi, gerçeği sahteden ayırmak. Biraz yasak olup tahrik edici olanla, paylaşılması çok tabu olanı belirlemek. Sınırı aşan içeriği işaretlemek. Ancak hangi içeriğin sınırı aşmadığı düşünüldüğünde, kriterleri belirlemek zorlaşıyor. Margot karakterini, ‘Euphoria’ ve ‘Bob Trevino Likes It’tan tanıdığımız yetenekli oyuncu Barbie Ferreira canlandırıyor. Karaktere kazandırdığı sevecen güvensizlik, onu sıradan bir ‘son kız’dan daha özgün kılıyor.
Yeni “Faces of Death”: Meta Bir Slasher Deneyimi
Margot’nun bu kadar tedirgin olmasının ana nedeni, kendi geçmişindeki kötü şöhretli bir olay. Bir tren yolu gösterisinde kız kardeşi kameralar önünde ölmüştü. Bu olay, Margot’ya aşağılık bir tür ün kazandırdı. Şirket odasında saklanmayı tercih ediyor. Son zamanlarda işte, ayinleşmiş ölümleri gösteren yeraltı videoları görüyor. Bunlar gerçek gibi görünüyor ama sahte de olabilir. Birbirleriyle bağlantılı mı? Margot, ev arkadaşı ve queer korku tutkunu Ryan (Aaron Holliday) sayesinde orijinal ‘Faces of Death’i keşfeder. Gördüğü cinayetlerin, o filmdekilerin kopyaları olduğunu öğreniyor.
Yeni cinayetlerin gerçek olduğunu biliyoruz. Çünkü katil Arthur’un (Dacre Montgomery) gizli hareketlerini takip ediyoruz. Arthur, üçüncü sınıf ünlüleri kaçırıyor: Sinir bozucu bir influencer (Josie Totah), yerel bir haber spikeri (Kurt Yue) gibi. Onları, Florida’daki banliyö evinin bodrum katındaki kafeslere hapsediyor. Kendi viral ölüm filmlerinde yer alma sıralarını bekliyorlar. Dacre Montgomery aristokratik bir bebek yüzüne sahip. Arthur karakteri, geekten haklı komşuya kadar farklı kişilikleri iyi canlandırıyor. Kaçırma sırasında ürkütücü beyaz bir ölüm maskesi, öldürme sırasında ise çorap maskesi takıyor. Ancak en ilginç hali, tabu-video endüstrisi hakkında yaptığı konuşmada ortaya çıkıyor. Şunları söylüyor:
- İnternet onu seviyor.
- Silah üreticileri onu seviyor (çünkü insanlar evlerini korumak istiyor).
- Hükümet onu seviyor (çünkü daha fazla paranoya, daha fazla kontrol demek).
Filmin eski bir klişeyi kullanmak gerekirse, Arthur ‘insanların istediğini veriyor’.
Dijital Voyeurizm ve Toplumsal Yansımalar
Arthur gibi hasta bir karakterin sadece bir seri katil olmaması, aynı zamanda yeni ‘her şey mübah’ dikkat ekonomisinin bir parçası olması kışkırtıcı bir düşünce. Bu, ‘Faces of Death’e eski bir grindhouse filminin ilginç dokusunu veriyor. Zira o filmlerin de çoğu zaman fikirleri vardı. ‘Faces of Death’, cesurca ve gösterişli tematik ihtişamıyla ‘hırslı’ bir çöp film. Ölümle yüzleşme cazibesi, elbette 70’lerde doğmadı. ‘Frankenstein’ ve ‘Mummy’ gibi filmlere kadar uzanıyor. Ancak ‘Faces of Death’, ürkütücü bir 21. yüzyıl voyeurizmini, yani ölüm pornografisini konu alıyor.
1978 yapımı ‘Faces of Death’in asıl amacı buydu. O kadar yasak bir şeyi görme arzumuz ki, bu durum tuhaf hissettiriyordu. Buna korku diyoruz, ama bu kelime bir bakıma yanlış. Aslında aradığımız şey hayranlık uyandıran bir dehşet. Yeni ‘Faces of Death’ bu karmaşık duyguları, modern dijital çağın merceğinden cesurca yansıtıyor. Film, izleyiciyi hem eğlendiriyor hem de rahatsız edici sorular sormaya teşvik ediyor.
Daha fazla güncel Teknoloji haberleri için sitemizi takip edebilirsiniz.

