Bruno Santamaría Razo’nun Anıların Peşindeki Yeni Filmi Cannes’da
Yönetmen Bruno Santamaría Razo‘nun son eseri, “Six Months in a Pink and Blue Building” (Pembe ve Mavi Bir Binada Altı Ay), Cannes Film Festivali’nde eleştirmenlerin büyük beğenisini topladı. Film, yönetmenin kendi otobiyografik hikayesinden yola çıkarak çocukluk anıları, aile sırları ve cinsel kimlik keşfi üzerine derinlemesine bir yolculuk sunuyor. Santamaría, yapımın “gerçeklere sadık olmadığını, ancak duygusal hafızaya sadık kaldığını” belirtiyor.
2026 Cannes Eleştirmenler Haftası’nda 19 Mayıs’ta dünya prömiyerini yapan “Six Months in a Pink and Blue Building”, 90’lı yılların başında Meksika’da geçiyor. Film, 11 yaşındaki Bruno’nun çocukluğun iniş çıkışlarını deneyimlemesini konu alıyor. Aynı zamanda cinsel kimliğini sorgulamaya başlamasını izleyiciye aktarıyor.
Küçük Bruno’nun hayatı, babasına HIV teşhisi konulmasıyla altüst oluyor. Bu durum, aileyi derin bir sarmala sokarak her bir üyenin acıyla kendi yöntemleriyle yüzleşmesine neden oluyor. Yönetmen Santamaría, otuz yıl sonra bu çocukluk deneyimlerini filme dönüştürme kararı aldı. Bu sayede, zorluklar karşısında güçlü kalmaya çalışan bir ailenin azmini beyaz perdeye taşıdı.
Santamaría, filmi tamamlayan asıl eylemin gösterimi olduğunu belirtiyor. “Filmin gerçekten var olduğu an budur” diyen yönetmen, Critics’ Week’te ilk gösterimi yapmanın “muazzam bir hediye” olduğunu ekledi. Filmin gördüğü özenin, yapım sürecindeki yaklaşımlarıyla uyumlu olduğunu vurguladı.
Bruno Santamaría Razo’dan Derin Bir Yolculuk: Türler Arası Sınırları Zorlayan Bir Anlatı
Daha önce görüntü yönetmeni ve belgesel yönetmeni olarak tanınan Bruno Santamaría Razo, uluslararası alanda ödüller kazandı. “Things We Dare Not Do” adlı belgeseli, Chicago Uluslararası Film Festivali’nde Gold Hugo ödülünü kazandı. Ayrıca BAFICI’de Büyük Ödül’e layık görüldü. Meksika, Brezilya ve Danimarka ortak yapımı olan bu film, Santamaría’nın ilk kurmaca filmi olma özelliğini taşıyor. Bu durum onu Cannes’da oldukça heyecanlandırdı.
Yönetmen, 20 yıldır bir Meksika filminin Critics’ Week’te prömiyer yapmadığını belirtti. Bu durumun tüm ekibi ve Meksika Film Enstitüsü’nü (IMCINE) çok mutlu ettiğini ifade etti. Filmin oyuncu kadrosunda Jade Reyes, Sofía Espinosa ve Lázaro Gabino Rodriguez gibi isimler yer alıyor. Eduardo Ayala, Valeria Vanegas, Anuar Vera, Teresa Sánchez, Valentina Cohen, Nara Carreira ve Demick Lopes de kadroyu tamamlıyor.

Ojo de Vaca tarafından yapımcılığı üstlenilen film, Desvia ve Snowglobe’un ortak yapımcılığında hayata geçti. Field of Vision, Hubert Bals Fund, CTT Exp & Rentals ve Chemistry gibi kurumlar da projeye destek verdi. “Six Months in a Pink and Blue Building”, San Sebastián Ortak Yapım Forumu’nda En İyi Proje ve DALE! Ödülü’nü kazandı. Ayrıca Fransa’nın Canal+ kanalı tarafından Cinéma en Construction Toulouse’da ön satın alma anlaşması yapıldı. Uluslararası satışlarını Luxbox yürütüyor.
Sırlara ve Anılara Yolculuk: Bir Başlığın Gücü
Santamaría, bir projeyi hayal etmeye başladığında başlığın genellikle ilk ortaya çıkan şeylerden biri olduğunu belirtiyor. Başlığın, bir deniz feneri gibi kararlar almasında kendisine rehberlik ettiğini söyledi. Sezgisel olarak geldiğini ve ona güvenmeye çalıştığını aktardı. Bu filmde, belirli bir zaman dilimiyle çerçevelendiğini ve belirli bir alanla sınırlı olduğunu net bir şekilde biliyormuş. Pembe ve mavi renklerin ise, hafızasına bağlı bir histen geldiğini ifade etti.
Türe Meydan Okuyan Bir Yapım: Belgesel ve Kurmacanın Sınırları
Filminizde kurmaca, belgesel ve hatta animasyonu bir araya getirdiğinizi görüyoruz. Türleri karıştırmak konusunda herhangi bir zorlukla karşılaştınız mı? Geleneksel bir film yapmayarak risk aldığınızı düşündünüz mü?
Santamaría, filmin her zaman dille oynayacağını bildiğini aktardı. Sinemayı sadece bir şey anlatmak için bir araç olarak değil, aynı zamanda bir keşif aracı olarak görüyor. Kaybolmak, sonra bir şeyler bulmak ve hem süreci hem de sonucu paylaşmak istediğini belirtiyor.
Röportajlar ve sahnelenmiş sahneler en başından beri mevcutmuş. Senaryoyu yazarken, birinci tekil şahısla yazılmış bir senaryonun nasıl karşılanacağına dair bir korku varmış. Özellikle röportaj bölümleri, varsayımsal ve koşullu olarak kaleme alınmış. Yönetmen, bu riskli kararları kucaklayan yapımcı arkadaşları Carlos ve Bruna ile çalıştığı için şanslı olduğunu dile getirdi. Onların kendisi ve ekiple birlikte kaybolmaya istekli olduklarını ifade etti.
Elbette bir tür direnişle karşılaştıklarını söyledi. Çünkü film ve senaryo garip gelebilir, bazı insanlar onu normalleştirmek istemişler. “Bu nedir? Kurmaca mı belgesel mi? Neden birinci tekil şahısla yazılmış? Neden çizimler var?” gibi sorularla karşılaşmışlar. Ancak Bruna ve Carlos, filmin gerektirdiği benzersiz biçimi sağlamlaştırmasına yardımcı olmuşlar.
Ailenin Gözünden Film: Hatırlama ve Yansıma
Ailenizin filme tepkisi ne oldu? Santamaría, tepkilerin çok güzel olduğunu söyledi. Gülüşmeler, gergin gülüşmeler ve gözyaşları olduğunu belirtti. Ancak kendisi için en güzel ve dokunaklı olanın, aile üyelerinin filmde gösterdiği şeyleri hatırlamadıklarını söylemeleriymiş. Hatta hayatlarında hiç yaşanmadığını iddia etmeleriymiş. O tür replikleri hiç söylemediklerini, o tür ilişkilerin, dinamiklerin veya komşuların gerçekte var olmadığını söylemeleriymiş.
Onların filmi kurmaca olarak nitelendirdiğini aktardı. Buna rağmen filmi izlerken kendilerini görmeyi, hissetmeyi ve hatırlamayı başarmışlar. Filmdeki bir şey onlara hitap etmiş. Onları hissettirmiş ve düşündürmüş. Lázaro, Jade, Sofía veya Anuar aracılığıyla olsa bile, ailesi o karakterlerde kendilerini görmüşler. Kendilerini onlara yansıtmışlar ve keyif almışlar.
Meksika’da Değişen Erkeklik ve Cinsellik Algısı
Babanızın kendi kuşağında norm olmayan sevgi dolu ve hassas biri olduğunu söylüyorsunuz. Meksika’da erkeklerin genellikle babanıza daha çok benzemeye başladığını düşünüyor musunuz?
Santamaría, sağlık, spor ve çalışma konularında disiplinli bir şekilde çocuklarını yetiştirmeye özen gösteren bir anneyle büyüdüğü için şanslı olduğunu dile getirdi. Hayata derin bir sevgiyle, asla pes etmeme fikriyle büyütüldüğünü söyledi. Çocuklarına düşkün, oyunbaz, hassas ve açık fikirli bir babayla büyüdüğü için de şanslıymış. Hikayeler anlatmaya, hayal kurmaya ve hayallerini paylaşmaya önem veren bir babası varmış. Hayaletlere ve uzaylılara inanan, onları gördüğünü söyleyen, hatta çizen biriymiş.
Babasının sahip olduğu bu tür hassasiyetin eşcinsellikle ilişkilendirilmesi onu hep meraklandırmış. Kendisi de bir zamanlar babasına eşcinsel olup olmadığını sormuş. Şimdi, aradan geçen zamanla buna güldüğünü ifade etti. Ne kadar önyargılı olduğunu, onu televizyondan, amcalarından, öğretmenlerinden tanıdığı bir erkeklik modeline uydurmak istediğini belirtti.
Meksika’da çok farklı türde erkekler olduğunu söyledi. Her birimizin kim olduğumuzu tanımlama imkanı olsa da, bağlam tarafından da şekillendiğimizi aktardı. Bağlam baskıcı kaldığı sürece, bu kadar çok toplumsal adaletsizlikle, herkes için özgürlük olmadan, boş zaman veya eğlence alanı olmadan, gerçek bir dönüşümün gerçekleşmesinin çok zor olduğunu düşünüyor.
Son 30 yılda Meksika’da eşcinselliğe bakış açısının nasıl değiştiğini düşünüyorsunuz?
Meksika’da eşcinselliğe dair birçok farklı görüş olduğunu söyledi. Bunların sınıf farklılıkları, eğitime erişim ve dünyayı gözlemleme, sorgulama fırsatları tarafından şekillendiğini belirtti. Ancak buna rağmen, genel olarak hala çok fazla homofobi, transfobi, LGBTT+ fobisi ve baskın gündemlerin dikte ettiklerinin dışındaki her şeye karşı korku olduğunu dile getirdi.
Hatta eleştirel düşüncenin gelişmesi için daha fazla zaman olabileceği düşünülen sanat ve entelektüel çevrelerde bile bu durumun var olduğunu söyledi. Bu nedenle, insanların doğumdan itibaren kendilerinden beklenenden farklı olduklarını gösterirken korku yerine özgürlük hissetmeleri için işlerin yeterince değiştiğini düşünmüyor. Orada, sizi tanımlamak için insanların pembe bir kurdele veya mavi bir kurdele arasında seçim yapması gerektiğini belirtti.

Karakterlerin Ruhuna İşlemek: Oyuncu Seçimi ve Süreci
Lázaro Gabino Rodriguez’in babanızın özünü yakaladığını düşünüyor musunuz?
Santamaría, Lázaro’nun hikaye anlatma yeteneğinden derinden etkilendiğini ifade etti. Bu konuda tutkulu olduğunu söyledi. Çalışırken, işe hazırlanırken, öğle yemeğinde buluştuğunuzda ve hatta partilerde bile bunu yaptığını aktardı. Ne düşündüğünü, ne hissettiğini, ne gözlemlediğini mizah, beceri ve hassasiyetle paylaşma yeteneğinin çok güzel olduğunu belirtti. Onu ilk bir tiyatro oyununda gördüğünde, sonra kişisel olarak tanıdığında bu özelliğine aşık olmuş. Bu özel nitelik, ona gençliğindeki babasını düşündürmüş. Fiziksel görünüşünden ziyade, enerjisi ve güzelliği yüzünden.
Filmi izlediğinde ve ailesi izlediğinde, sahnelemenin tamamen kurmaca olmasına rağmen kendilerini o karakterlerde tanıdıklarını aktardı. Hayal edilmiş karakterler, kurgulanmış durumlar, sezgilerle tamamlanmış hafıza boşlukları varmış. Yani somut gerçekliğe sıkı bir sadakat yokmuş. Yine de kendilerini o karakterlerde tanıdıklarını söyledi. Bunun gizemli ve güzel bir his olduğunu dile getirdi. Bazen Lázaro’ya baktığında babasını gördüğünü ifade etti.
Peki Jade Reyes? O yaştaki sizi, hatırladığınız gibi yakaladı mı?
Santamaría, Jade’in kendi yaşındayken olmak istediği kişi olduğunu söyledi. Onu ilk tanıdığı andan itibaren özgürlüğü, zekası ve hassasiyetiyle büyülendiğini belirtti. Üstelik dans etmeyi seviyormuş ve bunu harika yapıyormuş. Annesi, babası ve kız kardeşiyle tanıştığında, onlarla çalışma olasılığını ne kadar sevdiğini tamamen anlamış. Evlerinde akşam yemeği yemek, ona kendi annesi, babası ve erkek kardeşiyle geçirdiği akşamları çok anımsatmış. Bir bakıma, çocukken kendi evinin nasıl olduğunu ziyaret ediyormuş gibi hissetmiş.
Aynı zamanda, karakterleri inşa etme sürecinin her zaman iki yönlü olduğunu aktardı. Karakterlerin sadece kendi hafızasından veya hayal gücünden değil, Jade’inkinden de beslenmesini istemiş. Aynı durum Lázaro, Sofía ve Tere için de geçerliymiş. Çok sevdiği bir dinamik yaratmışlar: karaktere sunmak istedikleri bir şeyleri (kişisel anılar, rüyalar, hikayeler, çizimler, fotoğraflar, akıllarına gelen her şeyi) bıraktıkları bir defteri değiş tokuş ediyorlarmış. Bu, karakterleri inşa etmelerine yardımcı olmuş. Aynı zamanda birbirlerini tanımalarına ve bağ kurmalarına da katkıda bulunmuş. Ve bu birbirini tanıma sürecinin içinde, filmin karakterleri ortaya çıkmaya başlamış.
Santamaría, bu filmi yapan tüm ekibin ona sevgi, yürek ve muazzam miktarda zaman verdiğini söyledi. Herkese derinden minnettar olduğunu belirtti. Ancak özellikle Sofía Espinosa ve Teresa Sánchez’den bahsetmek istedi. Onlarla da çok derin ve uzun bir süreç paylaştığını aktardı. Sofía ve Tere, Diana ve Tere rolleri için ilk onaylanan kişiler olmuşlar. Senaryoyu yazarken onlarla çalışmaya başlamış.
16mm Filmin Büyüsü: Kamera Arkasındaki Karar
16mm filmi tercih etmenizin nedenleri nelerdi?
Santamaría, birçok nedeni olduğunu söyledi, ancak kendisi için en önemlisinin mistik atmosfer olduğunu belirtti. Kameranın kayması için koşulları hazırlarken ortaya çıkan baskı, gerilim ve sihir onu etkilemiş. Sonsuz malzeme imkanları yokmuş. Her çekim günü için görüntü ve film ruloları üzerinde sıkı bir kontrol varmış. Sonuçları hemen göremiyorlarmış. Görüntünün anında olmamasının ayrıcalığına sahip olmaları, dikkatlerini bir ekran yerine durumlara, şeylerin kendisine odaklamalarına özgürlük tanımış. Yaptıklarını sürekli izleyip tekrar izlemek yerine, o anda gerçekten ne yaptıklarına dikkat etmelerine olanak sağlamış. Ve bu inanılmazmış.
Çok dikkatli hazırlanmaları gerektiğini söyledi. Sonra, kamera kaymaya başladığında sadece hissetmeleri ve gözlemlemeleri gerektiğini aktardı. Haftalar sonra, film geliştirildikten sonra nihayet görebiliyorlarmış. Bu, muazzam bir hediye olmuş. 16mm filmin yarattığı çalışma dinamiği, çekim süresince onları hayat ve gizemle beslemiş.
Kimbiliyo Analizi: Bu Ne Anlama Geliyor?
Bruno Santamaría Razo’nun “Six Months in a Pink and Blue Building” filmi, sadece bir sinema eseri olmanın ötesinde, Meksika’nın toplumsal ve kültürel yapısına ayna tutan güçlü bir sanatsal ifade olarak öne çıkıyor. Yönetmenin otobiyografik anlatımı, kişisel acıları, kimlik arayışlarını ve aile içi dinamikleri ele alırken, aynı zamanda 90’lı yılların Meksika’sında HIV/AIDS farkındalığı, eşcinselliğe bakış ve ataerkil toplumun erkeklik tanımlarını da sorguluyor. Bu film, Meksika sinemasının derinlemesine anlatım yeteneğini bir kez daha kanıtlarken, türler arası geçişkenliğiyle de sinema sanatına yeni bir soluk getiriyor. Santamaría’nın belgesel geçmişiyle kurmacayı harmanlaması, izleyicinin hem duygusal bir empati kurmasını hem de anlatılan gerçekliğin çok boyutluluğunu kavramasını sağlıyor. Bu yaklaşım, sadece film festivallerinde değil, genel sinema izleyicisinde de önemli bir etki yaratma potansiyeli taşıyor.
Filmin en kritik noktalarından biri, hafızanın ve gerçeğin göreceliğini ele almasıdır. Santamaría’nın ailesinin filmdeki olayları “hatırlamaması” veya “yaşanmadığını” iddia etmesi, kolektif belleğin nasıl inşa edildiğini ve kişisel deneyimlerin zamanla nasıl dönüştüğünü çarpıcı bir şekilde gösteriyor. Bu durum, travmatik olaylarla yüzleşmenin ve geçmişle barışmanın ne kadar zorlu bir süreç olduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca filmin, LGBTİ+ bireylerin Meksika’daki durumuna dair eleştirel bakışı, toplumsal değişimin yavaşlığını ve homofobinin hala ne denli yaygın olduğunu vurguluyor. Gelecekte bu tür filmlerin, özellikle Latin Amerika’da, daha açık ve kapsayıcı tartışmaları tetikleyerek önemli bir sosyal dönüşüm aracı olabileceği düşünülüyor. Santamaría’nın 16mm film kullanma tercihi ise, teknolojinin getirdiği anlık tüketime karşı bir duruş sergileyerek, sinemanın büyülü ve gizemli doğasına olan inancını pekiştiriyor ve sanatın zamana meydan okuyan değerine dikkat çekiyor.
Daha fazla güncel Sinema haberleri için sitemizi takip edebilirsiniz.

