Giysilerde bir trençkot, mükemmel bir kot pantolon, deri motosiklet ceketi veya inci kolye gibi ürünler zamanla ikonikleşir. Sinema dünyasında da senaryolar benzer bir etki yaratır. 2006 yapımı “Şeytan Marka Giyer” filminin sırrı buydu. Film, medya ve ünlü dünyasına keskin bir bakış sunuyordu. Tüm bunlar, Meryl Streep ve Anne Hathaway liderliğindeki gösterişli bir “sudaki balık” hikayesiyle harmanlanmıştı. Meryl Streep, Altın Küre kabul konuşmasında senarist Aline Brosh McKenna’nın senaryosunu “pırıl pırıl” olarak tanımladı. McKenna, şimdi vizyona giren ve gişede başarı yakalayan Şeytan Marka Giyer 2 filminin de yazarı olarak geri döndü. İlk filmde Anna Wintour’u andıran Miranda Priestly karakterini canlandıran Streep, devam filminde de bu ikonik rolü üstleniyor.
Şeytan Marka Giyer 2: Medya Dünyasının Yeni Yüzü
Brosh McKenna, bu kez modern medya dünyasının daha karanlık bir portresini çiziyor. Sektör, borç batağında ve ayakta kalma mücadelesi veriyor. Ruhsuz teknoloji oligarkları tarafından ele geçirilme tehlikesiyle karşı karşıya. Hollywood’daki birçok kişi genellikle bu tür gerçeklerden kaçmak için sinemaya gider. Ancak devam filmi, ilk filmin sunduğu nostalji, mizah ve cazibe sayesinde bu acı gerçeği daha kolay sindirilebilir kılıyor. Senarist McKenna, karakterlerin evrimini, yayıncılık dünyasındaki yeni oyuncuları ve ünlülerin filmdeki rollerini anlattı.
Meryl Streep ile ilk olarak Mayıs 2024’te görüştüklerini belirtti. McKenna, üzerinde çalıştığı bazı fikirleri Streep’e sundu. İlk senaryo taslağı, oyunculara Ocak 2025’in başlarında gönderildi. Her şey çok hızlı ilerledi. Stüdyo, vizyon tarihini öne çekince post prodüksiyon süreci de hızlandı. Yönetmen David Frankel bu sürece başarıyla ayak uydurdu. Frankel, filmi “Polaroid bir film” olarak tanımlıyor.

Miranda Priestly’nin Evrimi ve Lady Gaga’nın Kötü Yüzü
McKenna, Streep’in kendilerinden haber almaya açık olduğunu belirtti. İlk filmden bu yana dünyanın ne kadar değiştiğini düşündüğünü ifade etti. Bu zor zamanlarda karakterlerin nasıl olacağını hayal etmek ona ilham verdi. Kültür ve ekonomide yaşanan büyük değişimler, iş dünyası üzerindeki baskılar, hikaye için harika bir zemin oluşturdu. Filmin erken bir kurgusunu izleyen biri, “Bu, bu sektörde olup bitenler hakkında çekebileceğiniz en komik film” dedi. Bu durum sadece yayıncılık ve moda için değil, her sektör için geçerli.
Filmin karakterlerinden Justin, yapay zeka gibi devasa bir dalganın geldiğini görüyor. Buna teslim olunması gerektiğini düşünüyor. Miranda’nın karşıt görüşü ise kendi egosu için değil. O, güzellik ve başarının en iyisini yüceltmek istiyor. Justin’in aksine, Miranda değerleri korumayı amaçlıyor. Medya şirketinin kime ait olduğu çok önemli. Bazıları sadece para kazanmak için sahip olurken, bazıları da itibar kazanmak, partilere katılmak için bu kurumlara yatırım yapıyor. Bu tür sahipler, köklü kurumları hiçbir koruma niyeti olmadan yok edebiliyor.
İlk filmden bu yana birçok “marka” yöneticisi büyük zorluklar yaşadı. Miranda’nın bir zamanlar kültürdeki yeri de sarsıldı. Artık ilham, bilgi veya trend belirleme konusunda birleştirici figürler çok daha az. Her şey daha dağınık bir hale geldi. Miranda bunun farkında. Miranda, Andy ile yeniden bir araya gelmeden önce bile büyük bir varoluşsal sorunla yüzleşiyor. Profesyonel ve kişisel ilişkiler arasındaki dengeyi keşfetmeyi sevdiğini belirtiyor. Gençken bu çok daha kolaydı. İlk filmin çoğu, Andy’nin Miranda’dan belirli bir mentörlük beklemesi üzerineydi. Oysa Miranda, Andy’yi düşünmek için çok meşguldü. Miranda için hiçbir şey kişisel değildi; sadece “bu kişi bana istediğim yerde kalmam için yardım edecek mi?” sorusuydu. Miranda bir “güçlendirme zirvesi” yönetmiyordu.
Senarist, hikayeyi Anna Wintour gözünden değil, Miranda karakteri üzerinden işlediğini vurguladı. İlk senaryoda da Miranda entrikalar peşindeydi. Devam filminde de benzer bir olay örgüsü var. Bunun gerçek hayatla doğrudan bir bağlantısı olduğunu sanmıyor. Vogue gibi dergilerin aktörleri erken dönemde kucakladığını söyledi. Moda dünyasını merkeze alan bir filmin, detaylı bir portre olmasa bile, Vogue gibi yerler için memnuniyet verici olduğunu düşündüler.
Filmde çok sayıda ünlü cameo rolü var. Bu, dikkat ekonomisinin bir parçası. Cameoları belirlerken, bu dünyada ve bu partilerde kimlerin olabileceğini düşündüler. Hamptons’ta Miranda’nın evindeki gala gibi sahneler için listeler hazırladılar. Eskiden olduğundan çok daha fazla ünlü var artık. Eskiden herkes People dergisindeki herkesi tanırdı. Şimdiyse 25 yaşındaysanız, bilmediğiniz bir sürü ünlü var. Kuşak X ve Milenyumlar’ın tanıdığı ünlüler, genç nesiller için yabancı. Artık “Herkes Walter Cronkite’ı tanır” gibi bir his yok. Cameo roller için başlangıçta devasa bir liste hazırlanıyor. Sonra bu, “Salı günü tüm gün kim boş?” sorusuna indirgeniyor. Pek çok kişi, bu roller için doğru insanları bulmak için çalıştı. Herkes çok sportifti. Birinden böyle bir şey istediğinde, genellikle çok sıkıcı olacağını açıklıyor. Bütün gün rahatsız bir sandalyede beklemek zorunda kalıyorlar, sonra otuz saniye çalışıyorlar.

Lady Gaga için gerçekten “kötü” bir sahne yazdığını ve onun da bundan çok heyecanlandığını anlattı. Gaga’nın sektördeki en iyi kalpli insanlardan biri olduğu biliniyor. Onu “kötü” yapmaktan çok keyif aldıklarını belirtti.
Andy ve Diğer Karakterlerin Akıbeti
Miranda’nın tatlı Conrad’ı… Adrien’ın canlandırdığı Nate karakteri asla gündeme gelmedi. Aradan 20 yıl geçti. Kısa bir süre konuşuldu ama Andy dünyanın dört bir yanını gezdi. Birçok ilişki yaşadı ve Nate ile evlenmedi. Belki birkaç kez daha görüştüler. Instagram’da hala birbirlerini takip ediyor olabilirler. Ancak Andy, üniversite erkek arkadaşıyla iletişimde olmazdı. Yine de hayranların kendi fikirlerine sahip olmasından mutluluk duyuyor.
David Frankel dahil birçok erkek arkadaşının modayla ilgilenmiyormuş gibi göründüğünü ancak aslında çok ilgili olduklarını dile getirdi. Gündelik konuşmalarda Ann Demeulemeester gibi tasarımcıların adını telaffuz edebiliyorlar. Bunu hep komik bulmuş. Doug karakteri zengin olacaktı. Chicago dışında yaşayan, üç çocuklu çok zengin bir adam. Tıpkı müzikal tiyatroya düşkün heteroseksüel erkekler gibi, bu da ayrı bir tür.
Filmdeki kısa bir an var. Kenneth’in bir geçmişi olduğunu hissettiren, o anı sevdiğini söylüyor. O sadece parlak bir Prens Büyüleyici değil. Kenneth çok çekici. Ama yolunda bazı engeller olduğunu düşünmek, o anı bu yüzden sevdiğini gösteriyor. Ne önce ne de sonra buna değinilmiyor.
McKenna, filmin bu hafta sonu nasıl gideceğini görmek istediğini belirtti. “Pazartesi beni arayın. Bir adım öne doğru,” diyerek geleceğe dair ipucu verdi.
Kimbiliyo Analizi: Bu Ne Anlama Geliyor?
“Şeytan Marka Giyer 2”, ilk filmin sunduğu o ışıltılı moda ve medya dünyasının ardındaki acımasız gerçekleri cesurca yüzümüze vuruyor. Senarist Aline Brosh McKenna’nın yorumları, artık sadece bir eğlence aracı olmaktan çok, sektördeki derin değişimlerin ve zorlukların bir aynası haline geldiğini gösteriyor. Medya kuruluşlarının borç batağında olması, teknoloji devlerinin acımasız satın alma eğilimleri ve geleneksel medya patronlarının varoluşsal krizleri, filmin sadece bir gişe başarısı olmakla kalmayıp, aynı zamanda günümüz iş dünyasına dair önemli eleştiriler sunduğunu kanıtlıyor. Miranda Priestly’nin o sarsılmaz imajının bile “dağınık” bir kültürde zorlanması, liderlik ve ilham kaynaklarının nasıl çeşitlendiğini ve belki de gücünü yitirdiğini vurguluyor. Bu, sadece moda veya yayıncılık değil, her alanda köklü değişimlerin kaçınılmaz olduğunu gösteren bir işarettir. Film, nostalji ve mizah perdesi altında, izleyiciye kendi sektörlerinin geleceği hakkında düşünme fırsatı veriyor.
Lady Gaga’nın beklenmedik “kötü” karakteri ve Jeff Bezos’un medya sektöründeki olası rolüne yapılan göndermeler, filmin popüler kültürdeki yerini pekiştirirken, aynı zamanda gerçek dünyadaki endişeleri de yansıtıyor. Bezos dedikoduları, filmin senaryo yazılırken değil, çekimler sırasında ortaya çıkması, bu tür dinamiklerin ne kadar hızlı değiştiğini gösteriyor. Bu durum, senaristlerin bile gerçekliğin hızına yetişmekte zorlandığı bir döneme işaret ediyor. “Şeytan Marka Giyer 2”, sadece eski hayranları için bir geri dönüş değil. Aynı zamanda, medya sektörünün çalkantılı sularında ayakta kalma mücadelesi veren markaların ve bireylerin hikayesini anlatan, çağdaş ve eleştirel bir eser olarak öne çıkıyor. Gelecekte, bu tür filmlerin sadece eğlence değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik dönüşümlerin birer belgesi olarak daha da değer kazanacağını tahmin etmek zor değil.
Daha fazla güncel Sinema haberleri için sitemizi takip edebilirsiniz.

